“Konuştukları kadar dürüst, sustukları kadar haklı olsa keşke herkes…”
Keşke insanlar, söyledikleri sözlerin arkasında durabilecek kadar dürüst, sustuklarında ise gerçekten haklı olabilecek kadar vicdanlı olsalar.
Keşke herkes, bize kendisini tanıttığı gibi çıksa karşımıza…
Ve keşke bazı insanlarla yıllar sonra karşılaştığımızda, “Tanıyamamışım seni” demek zorunda kalmasak.
Hayat, insanı zamanla tanıtıyor. Kiminin sözüne bakıp karakterini anlıyoruz, kiminin sustuğunda kim olduğunu görüyoruz. Kimi dostluğuyla, kimi davranışıyla, kimi de başkasının arkasından söyledikleriyle kendisini anlatıyor.
Çünkü insanın gerçek yüzü, çoğu zaman söylediği sözlerde değil; gücü eline geçirdiğinde, menfaati bittiğinde ve karşısındaki insan kendisine bir fayda sağlamadığında ortaya çıkıyor.
HER MESLEĞİN BİR AHLAKI VARDIR
Hangi meslekten olursak olalım, yaptığımız iş yalnızca geçimimizi sağladığımız bir uğraş değildir.
Her mesleğin bir ahlakı, sorumluluğu ve onuru vardır.
Doktorun hastasına, öğretmenin öğrencisine, avukatın müvekkiline, hâkimin adalete, gazetecinin gerçeğe, esnafın müşterisine, yöneticinin çalışanına, siyasetçinin topluma, işverenin emekçisine karşı sorumluluğu vardır.
Meslek sahibi olmak, yalnızca bir unvan taşımak değildir.
Asıl mesele, o unvanın hakkını verebilmektir.
Çünkü insanın elindeki makam büyüdükçe, sorumluluğu da büyür.
Bir insanın mesleği ne olursa olsun; başkasının ekmeğiyle, onuruyla, itibarıyla, ailesiyle ve hayatıyla oynama hakkı yoktur.
SÖZÜN DE BİR AĞIRLIĞI OLMALI
Bugün iletişim çağında yaşıyoruz.
Bir cümle saniyeler içinde binlerce insana ulaşabiliyor. Bir paylaşım, bir haber, bir yorum, bir iddia bir insanın yıllarca oluşturduğu itibarı birkaç dakika içinde tartışmaya açabiliyor.
İşte tam da burada meslek ahlakı ve insanlık vicdanı devreye girmeli.
Konuşmak kolaydır.
Yazmak kolaydır.
Eleştirmek kolaydır.
Bir insan hakkında ortaya söz atmak, imada bulunmak, suçlamak, karalamak ise belki de hepsinden kolaydır.
Ama asıl mesele, söylediğimiz sözün sorumluluğunu taşıyabilmektir.
“Çamur at, izi kalsın” anlayışı ne gazeteciliğe ne yöneticiliğe ne siyasete ne ticarete ne de insanlığa yakışır.
Bir insanı eleştirmek başka şeydir, onu küçük düşürmeye çalışmak başka…
Bir yanlışı dile getirmek başka şeydir, kişilik saldırısına dönüşmek başka…
Gerçeği söylemek başka şeydir, gerçeği kendi çıkarına göre şekillendirmek bambaşka…
MESLEK ÖNCE İNSANLIKLA BAŞLAR
Bence hangi alanda olursa olsun, insanın önce kişiliği ve karakteri sağlam olmalı.
Çünkü bilgi, karakter yoksa bazen zarar verir.
Yetki, vicdan yoksa tehlikeli hale gelir.
Kalem, adalet duygusu yoksa insanları yaralayabilir.
Makam, ahlak yoksa kibir üretir.
Para, ölçü yoksa insanı değiştirebilir.
Şöhret, sorumluluk yoksa insanı kendisinden uzaklaştırabilir.
Bu nedenle insan, mesleğinde yükselmeden önce insanlığında yükselmeli.
Çünkü insanları yönetmekten önce kendimizi yönetmeyi öğrenmeliyiz.
Başkalarının hatasını anlatmadan önce kendi yanlışlarımızla yüzleşebilmeliyiz.
Başkalarının karakterini sorgulamadan önce aynaya bakabilmeliyiz.
GAZETECİNİN KALEMİ, YÖNETİCİNİN İMZASI, ÖĞRETMENİN SÖZÜ…
Bir gazetecinin kaleminde insan hayatı vardır.
Bir yöneticinin imzasında insanların geleceği…
Bir öğretmenin sözünde çocukların dünyası…
Bir doktorun kararında bir insanın umudu…
Bir hâkimin kararında adalet beklentisi…
Bir işverenin kararında çalışanının ekmeği…
Bir siyasetçinin sözünde toplumun güveni…
Bu nedenle her mesleğin görünmeyen bir vicdan terazisi vardır.
O terazinin adı ahlaktır.
İşini iyi yapmak kadar, işini doğru yapmak da önemlidir.
Başarılı olmak kadar, başarının bedelini başkasına ödetmemek gerekir.
Kazanmak kadar, kazanırken kimseyi ezmemek gerekir.
Çünkü bazı başarılar vardır; alkışlanır ama insanın vicdanında ömür boyu taşınır.
Bazı kayıplar vardır; insanı maddi olarak eksiltir ama başını yastığa koyduğunda huzur bırakır.
HER ŞEYİ BİLMEK, HER ŞEYİ SÖYLEME HAKKI VERMEZ
Günümüzde en büyük sorunlardan biri de herkesin her konuda söz sahibi olduğunu düşünmesi.
Oysa bilgi sahibi olmak başka, hüküm vermek başka şeydir.
Bir konu hakkında konuşmadan önce araştırmak gerekir.
Bir insanı suçlamadan önce dinlemek gerekir.
Bir haber yapmadan önce doğrulamak gerekir.
Bir karar vermeden önce sonuçlarını düşünmek gerekir.
Çünkü söz ağızdan çıktıktan sonra geri alınsa bile bıraktığı iz her zaman silinmez.
İnsan bazen bir cümleyle yıllardır kurulmuş bir güveni yıkabilir.
Bazen tek bir iftirayla bir ailenin huzurunu bozabilir.
Bazen de hiç düşünmeden yazdığı birkaç kelimeyle bir insanın hayatında kapanması zor yaralar açabilir.
Bu yüzden kalem de dil de sorumluluk ister.
SAMİMİYETİN YERİNİ ROL YAPMAK ALMASIN
Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri samimiyet.
Olduğumuz gibi görünmek…
Göründüğümüz gibi olmak…
Menfaat için başka, yalnız kaldığımızda başka biri olmamak…
İnsanların yüzüne başka, arkasından başka konuşmamak…
Dostluğunu çıkar hesabına dönüştürmemek…
İşini yaparken kişisel hesaplarını mesleğinin önüne koymamak…
Bunlar aslında büyük meziyetler değil, olması gereken insanlık ölçüleridir.
Ama bugün olması gerekenleri meziyet sayacak kadar garip bir zamandan geçiyoruz.
SON SÖZÜ VİCDAN SÖYLER
Unutmayalım…
Her makam geçicidir.
Her unvanın bir sonu vardır.
Her başarı zamanla unutulur.
Her güç bir gün elden gider.
Ama insanın arkasında bıraktığı karakteri ve insanların gönlünde bıraktığı iz kalır.
Günün sonunda ne kadar konuştuğumuz değil, ne kadar doğru konuştuğumuz önemlidir.
Ne kadar insan tanıdığımız değil, kaç insanın gönlüne dokunduğumuz önemlidir.
Ne kadar yükseldiğimiz değil, yükselirken kimseyi ezip ezmediğimiz önemlidir.
Ve belki de en önemlisi;
Bir gün herkes sustuğunda, alkışlar kesildiğinde, makamlar geride kaldığında ve insan kendi vicdanıyla baş başa kaldığında…
Aynaya baktığında utanmıyorsa, işte gerçek başarı odur.
Keşke herkes konuştuğu kadar dürüst olsa…
Sustuğu kadar haklı…
Yazdığı kadar sorumlu…
Mesleği kadar ahlaklı…
Ve tanıdığımız kadar samimi olsa.
O zaman belki de birbirimize daha az “Tanıyamamışım seni” der,
çok daha fazla “İyi ki tanımışım” derdik.
Hayatta herkes bir gün susar.
Ama vicdan, insan ölünceye kadar konuşmaya devam eder.
Hasan GİRGİN
KEŞKE HERKES



