Reklam
Reklam
MANŞET

ÇIKAR GİRDİYSE, SADAKAT ÇOKTAN BİTMİŞTİR

ÇIKAR GİRDİYSE, SADAKAT ÇOKTAN BİTMİŞTİR

İnsanları tanımak için yıllara ihtiyacımız olduğunu sanırız.

Oysa bazen bir insanı tanımak için yıllar değil, küçük bir çıkar çatışması yeterlidir.

Çünkü bazı insanlar sizi gerçekten sevdiği için değil, sizden bir şey kazandığı için yanınızdadır.

Siz güçlüyseniz dostunuzdur.

İşiniz düşüyorsa kardeşinizdir.

Kapınız açıksa yanınızdadır.

Sofranız bereketliyse en yakınınızdır.

Ama bir gün çıkarlarıyla sizin aranızda tercih yapmak zorunda kaldıklarında, işte o zaman gerçek yüzleri ortaya çıkar.

Ve anlarsınız ki yıllarca “sadakat” sandığınız şey, aslında menfaatin gölgesinden başka bir şey değilmiş.

“O BENİ SATMAZ” DEDİKLERİNİZ…

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, bir insanı kendi vicdanımızla ölçmektir.

Biz vefalıysak, karşımızdakinin de vefalı olduğunu düşünürüz.

Biz sözümüzün arkasında duruyorsak, onun da duracağını sanırız.

Biz dostumuzu zor günde bırakmıyorsak, onun da bizi bırakmayacağına inanırız.

Ama herkes sizin gibi değildir.

Bazıları dostluğu bile hesapla yaşar.

Bugün yanında durur, çünkü işine geliyordur.

Bugün seni över, çünkü senden faydalanıyordur.

Bugün omuzuna elini koyar, çünkü yarın sana ihtiyacı vardır.

Sonra şartlar değişir…

Ve bir bakarsınız;

Dün sizin için söylediklerini bugün inkâr ediyor.

Dün arkanızda duran bugün karşınıza geçmiş.

Dün uğruna yemin ettiği insanları bugün bir hiç uğruna satıyor.

İşte o zaman anlarsınız:

Bazı insanların sadakati karakterinden değil, çıkarından besleniyormuş.

MENFAATİN OLDUĞU YERDE DOSTLUK SINAVA GİRER

Dostluk, güzel günlerde yan yana oturmak değildir.

Dostluk, herkesin alkışladığı yerde alkışlamak hiç değildir.

Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde birbirinin hakkını koruyabilmektir.

Senin olmadığın masada seni savunabilmektir.

Senin kaybetmen pahasına kendi kazancını büyütmemektir.

Ve en önemlisi, sana ihtiyacı kalmadığında da seni unutmamaktır.

Çünkü gerçek sadakat, ihtiyaç ortadan kalktığında başlar.

Bir insanın sana ihtiyacı varken yanında olması sadakat değildir.

O, çoğu zaman ihtiyaçtır.

Asıl sınav, o insanın sana ihtiyacı kalmadığında başlar.

İşte o zaman kim dost, kim yol arkadaşı, kim sadece yolcu; hepsi ortaya çıkar.

BAZILARI İNSAN DEĞİL, FIRSAT BIRAKMAZ

Hayatta öyle insanlar vardır ki, karşısındaki insanı insan olarak değil, fırsat olarak görür.

Kim güçlü?

Onun yanında.

Kim makam sahibi?

Onun çevresinde.

Kim işine yarar?

Onun dostu.

Kimden bir şey kazanabilir?

Onun kardeşi…

Ama güç el değiştirince, makam bitince, para azalınca, kapılar kapanınca bir anda çevrenizdeki insanların sayısı da azalır.

İşte o sessizlik, aslında büyük bir gerçeğin sesidir.

Sizi değil, sahip olduklarınızı sevmişlerdir.

Bunu kabul etmek acıdır.

Ama bilmek, kandırılmaya devam etmekten iyidir.

İNSANIN GERÇEK YÜZÜ, GÜÇ ELİNE GEÇTİĞİNDE ORTAYA ÇIKAR

Bir insanı tanımak istiyorsanız ona güç verin.

Yetki verin.

Makam verin.

İmkân verin.

Size ihtiyacı kalmasın.

Sonra seyredin…

Kim geçmişini hatırlıyor?

Kim elinden tutanları unutmuyor?

Kim dün yanında duran insanlara bugün tepeden bakmıyor?

Kim gücü kendisine verilmiş bir emanet olarak görüyor?

Kimseye muhtaç olmadığını düşündüğü gün insanın gerçek karakteri ortaya çıkar.

Çünkü karakter, ihtiyaç zamanında değil; ihtiyaç kalmadığında sınanır.

Bazıları yükselince ilk iş, kendisini yukarı taşıyan merdiveni tekmelemektir.

Oysa unuturlar:

Bir gün yeniden aşağı inmeleri gerekebilir.

Ve o zaman tekmeledikleri merdivenin basamaklarına yeniden ihtiyaç duyabilirler.

İHANETİN EN AĞIR TARAFI, DÜŞMANDAN GELMEMESİDİR

Düşmanın ihanetine şaşırmaz insan.

Çünkü düşmandan ne bekleyeceğini bilirsin.

Asıl acıtan, “dostum” dediğinden gelendir.

Sırrını verdiğinden…

Ekmeğini bölüştüğünden…

Zor gününde yanında durduğundan…

Kendi derdini anlatmadan onun derdini dinlediğinden…

Ve “O beni asla yarı yolda bırakmaz.” dediğinden…

İnsan bazen ihanete değil, yanlış insana doğru davranmış olmaya üzülür.

Ama belki de bunun adı kaybetmek değildir.

Belki hayatın sana verdiği en ağır ama en değerli derstir.

Çünkü bazı insanların hayatından çıkması, aslında gerçeğin hayatına girmesidir.

ARTIK HERKESİ KAYBETMEKTEN KORKMAMAK GEREK

İnsan yaş aldıkça şunu öğreniyor:

Herkesi yanında tutmak zorunda değilsin.

Sana değer vermeyeni ikna etmek zorunda değilsin.

Seni yalnızca çıkarı için arayanı dost kabul etmek zorunda değilsin.

Her el uzatana elini vermek zorunda değilsin.

Ve en önemlisi…

Seni satmaya hazır olana kendini anlatmak zorunda değilsin.

Bırak gitsin.

Bırak kim olduğunu kendi davranışları anlatsın.

Çünkü insanları kaybetmekten değil, kendimizi yanlış insanlar uğruna kaybetmekten korkmalıyız.

Birilerinin yanında kalabilmek için karakterimizden taviz vermek, aslında kendimize yaptığımız en büyük haksızlıktır.

SON SÖZ: HERKESİN BİR FİYATI VARDIR, AMA HERKESİN BİR KARAKTERİ YOKTUR

Bugün dost görünenler yarın düşman olabilir.

Bugün kardeşim diyenler yarın yabancılaşabilir.

Bugün sizin için dünyayı karşısına alanlar, yarın küçücük bir çıkar uğruna sizi karşılarına alabilir.

Hayat budur.

İnsan budur.

Ama herkes böyle değildir.

Hâlâ sözünün arkasında duranlar vardır.

Hâlâ dostluğu menfaatten üstün tutanlar vardır.

Hâlâ “Ben bunu yapamam, çünkü bana yakışmaz.” diyebilen insanlar vardır.

Ve işte onlar değerlidir.

Çünkü insanı insan yapan, ne kadar kazanabileceği değil; ne uğruna kaybetmeyi göze alabileceğidir.

Ben artık insanların söylediklerine değil, çıkarlarıyla vicdanları karşı karşıya geldiğinde hangisini seçtiklerine bakıyorum.

Çünkü insanın gerçek yüzü, cebine para girdiğinde değil;

çıkarı uğruna başka bir insanın kalbini, emeğini ve güvenini satıp satmadığında ortaya çıkar.

Ve buradan herkes kendine bir pay çıkarsın:

Dostluğunu menfaate, sadakatini çıkara, vicdanını makama satan insanın elinde sonunda satmayacağı tek bir şey kalır: Kendi karakteri.

Ama onun da değeri yoksa…

Geride insan kalmaz. Sadece çıkarının peşinden sürüklenen bir gölge kalır.

Çünkü gün gelir para biter, makam biter, güç biter, hesap biter.

Ama insanın yaptığı kalır.

Ve hayatın en ağır hesabı mahkemelerde değil, insanın kendi vicdanında görülür.

Çıkar girdiyse dostluk bitmiştir.
Menfaat girdiyse sadakat bitmiştir.
Vicdan sustuysa insanlık bitmiştir.

Gerisi sadece rol yapmaktır.

Hasan GİRGİN

Reklam
Reklam

Tekirdağ Yerel Gazeteler