Reklam
Reklam
MANŞET

Peki Sen Neyi Kaybettin?

Peki Sen Neyi Kaybettin?

Hayat, insana kazandıklarını değil, çoğu zaman kaybettiklerini sorarak öğretir.

Bir gün durup aynaya baktığında, yüzündeki çizgilerin yalnızca geçen yılların izi olmadığını anlarsın. Her çizginin ardında bir veda, her suskunluğun içinde yarım kalmış bir cümle, her bakışın derinliğinde kaybedilmiş bir insan, bir umut, bir inanç vardır.

Peki sen neyi kaybettin?

Bir insanı mı?
Bir sevgiyi mi?
Çocukluğundaki o saf gülüşü mü?
Yoksa insanlara güvenme duygunu mu?

Belki de en büyük kaybın, kendin oldun.

Çünkü insan bazen bir başkasını kaybettiğini sanırken, aslında kendisinden eksilir.

Kimi insanları toprağa, kimilerini zamana gömeriz

Hayatta bazı kayıpların telafisi yoktur.

Bir anne gider, evin duvarları aynı kalır ama ev artık aynı ev değildir. Bir baba susar, sofrada boş kalan sandalye yıllarca konuşur. Bir dost uzaklaşır, insan kalabalıkların ortasında yalnızlığın ne demek olduğunu öğrenir.

Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ama hatıraları çıkmaz.

İşte insanın en ağır yükü de budur:

Giden gider, kalan hatıraları taşır.

Fakat zaman bize başka bir şey daha öğretir. Her kayıp ölüm değildir. Bazı insanlar hayattadır ama artık hayatımızda değildir. Bazı dostluklar bitmiştir. Bazı aşklar küllenmiştir. Bazı güvenler bir daha kurulamayacak kadar kırılmıştır.

Ve insan, en çok da “keşke”lerin ağırlığı altında yorulur.

Peki ya kaybettiğimiz umutlar?

Asıl mesele belki de burada başlıyor.

Çünkü bir toplum yalnızca insanlarını kaybetmez.

Adalete olan inancını, yarına dair umudunu, emeğin karşılık bulacağına dair güvenini de kaybedebilir.

Bir baba çocuğunun geleceğini düşünürken, “Yarın ne olacak?” diye soruyorsa; bir genç yıllarca okuduğu halde geleceğini göremiyorsa; emekli ömrünün sonunda huzur yerine geçim hesabı yapıyorsa, burada yalnızca bireysel bir kayıptan söz edemeyiz.

Bu, toplumsal bir yaradır.

Siyaset de tam burada başlar.

Çünkü siyaset yalnızca sandıkta oy istemek değildir. Siyaset; insanların ekmeğine, umuduna, özgürlüğüne, adalet duygusuna ve geleceğine dokunmaktır.

Bir insanın cebinden eksilen para kadar, yüreğinden eksilen umut da önemlidir.

Bugün toplumun en büyük sorusu belki de şudur:

“Benden ne aldınız?”

Cevabı yalnızca ekonomik rakamlarda aramak eksik olur.

İnsandan zaman aldınızsa, umut aldıysanız, güven aldıysanız, yarın duygusunu aldıysanız; kayıp yalnızca maddi değildir.

Çünkü insan bazen parasını yeniden kazanabilir.

Ama kaybettiği yıllarını geri alamaz.

Kaybetmek her zaman yenilmek değildir

Bunu da öğrenmek gerekiyor.

Bazen bir insanı kaybedersin ve kendini bulursun.

Bazen bir dostluğu kaybedersin, dostluğun ne olduğunu öğrenirsin.

Bazen bir makamı kaybedersin, kim olduğunu hatırlarsın.

Bazen de bir iktidarı kaybedersin; halkın aslında hiçbir siyasi gücün mülkü olmadığını anlarsın.

Çünkü hiçbir makam sonsuza kadar sürmez.

Hiçbir güç kalıcı değildir.

Hiçbir siyasi başarı, halkın iradesinden daha büyük değildir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bugün alkışlayan kalabalık yarın susabilir. Dün güçlü görünenler bugün yalnız kalabilir. Dün kürsülerden yüksek sesle konuşanların isimleri, yarın tarih kitaplarının birkaç satırında kalabilir.

Ama halkın hafızası kalır.

İyi yapılanı da unutmaz.

Kötülüğü de.

Haksızlığı da.

Vefayı da.

Belki de en büyük kaybımız birbirimizi anlamamak

Aynı sokakta yaşayan insanlar birbirine yabancılaştıysa, aynı sofrada oturanlar birbirinin derdini duymuyorsa, farklı düşünen herkes birbirinin düşmanı ilan ediliyorsa hepimiz bir şey kaybetmişiz demektir.

Oysa memleket dediğimiz şey yalnızca sınırlarla çizilmiş bir toprak parçası değildir.

Memleket, birbirimizin acısını duyabilmektir.

Bir çocuğun gözyaşını kendi çocuğunun gözyaşı gibi görebilmektir.

Bir emeklinin sofrasındaki eksikliği fark edebilmektir.

Bir gencin “Ben burada gelecek göremiyorum” sözünü ciddiye alabilmektir.

Bir annenin kaygısını, bir babanın sessizliğini, bir işçinin yorgunluğunu anlayabilmektir.

Siyasetin de edebiyatın da insanlığın da ortak noktası burasıdır:

İnsanı görmek.

Peki sen neyi kaybettin?

Belki sevgini kaybettin.

Belki ailenden birini.

Belki çocukluğunu.

Belki yıllarını.

Belki bir dostunu.

Belki paranı.

Belki hayallerini.

Belki güvenini…

Ama hâlâ nefes alıyorsan, her şey bitmiş değildir.

Çünkü insanın elinde kalan en büyük servet, yeniden başlayabilme ihtimalidir.

Kaybettiklerinin ardından yas tutabilirsin.

Ama orada sonsuza kadar yaşayamazsın.

Bir gün ayağa kalkmak zorundasın.

Çünkü hayat, kaybettiklerinin mezarlığında değil; kalanların arasında devam eder.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Neyi kaybettim?” değildir.

Bir de şunu sormalıyız:

“Bundan sonra neyi kaybetmeyeceğim?”

Umudumuzu mu?

Vicdanımızı mı?

Sevgimizi mi?

İnsanlığımızı mı?

Hayır.

Bunca kaybın ardından elimizde kalan son şeyi de kaybetmeyelim:

Kendimizi.

Çünkü insan her şeyini kaybedebilir.

Ama kendini kaybettiğinde, kazanacağı hiçbir şey kalmaz.

Hasan GİRGİN

Reklam
Reklam

Tekirdağ Yerel Gazeteler