Reklam
Reklam
MANŞET

İnanılan Davaya Ne Oldu?

İnanılan Davaya Ne Oldu?
Bazı yollar vardır; insan o yola yalnızca yürümek için değil, bir inanca tutunarak çıkar. Aynı çatı altında buluşanlar, aynı söze güvenenler, aynı hayalin peşinden gidenler zamanla birbirinin yoldaşı olur. Ta ki siyaset, insanları aynı hedefe değil, farklı hesaplara sürükleyene kadar…
Bugün yaşanan yeni siyasi oluşumlar arasında yaşanan tartışmalara bakarken, meseleye yalnızca “kim haklı, kim haksız?” penceresinden bakmak eksik kalır.
Asıl sorulması gereken daha ağır, daha vicdani sorular vardır:
Yanlış yapan kim?
Yanlış karşısında susan kim?
İtiraz eden neden suçlu ilan ediliyor?
Ve en önemlisi, bu kırgınlığın asıl sorumlusu kim?
Dün aynı meydanlarda yan yana duran, aynı sözlere alkış tutan, seçim zamanı kapı kapı dolaşan, sandıkta aynı umuda oy veren insanların bugün birbirinden uzaklaşması, sadece siyasi bir ayrılık değildir.
Bu, aynı zamanda vefanın, emeğin ve verilen sözlerin sınandığı bir dönemeçtir.
Çünkü siyaset yalnızca makam değildir. Siyaset, kendisine inanmış insanların yüreğinde taşıdığı umuttur. O umut üzerinden yükselenler, o umudun sahiplerine karşı sorumluluklarını unutmamalıdır.
Elbette yanlış yapılabilir.
Elbette fikir ayrılığı yaşanabilir.
Elbette insanlar itiraz edebilir.
Ama demokrasi, itiraz edenin susturulduğu yerde değil; itirazın dinlendiği yerde yaşar.
Bir insanın yanlışa “yanlış” demesi onu düşman yapmaz. Bazen en değerli sadakat, alkışlamak değil; doğru bildiğini cesaretle söyleyebilmektir.
Bugün birbirini suçlayanlara değil, gerçeği arayanlara ihtiyaç var.
Çünkü mesele kimin koltuğu koruyacağı değil; insanların neden inandığı, neden oy verdiği ve neden bugün hayal kırıklığı yaşadığıdır.
Dün “biz” diyerek çıkılan yolda bugün “sen” ve “ben” kavgası yaşanıyorsa, herkes biraz durup aynaya bakmalıdır.
İnanılan davaya ne oldu?
Aynı çatı altında verilen mücadele nereye gitti?
Oy verenlerin, emek verenlerin, inananların hakkı kimde kaldı?
Siyasetçiler değişir, partiler değişir, yollar ayrılır.
Ama halkın hafızası kolay silinmez.
Çünkü sandığa bırakılan yalnızca bir oy değildir; bir güven, bir umut ve geleceğe dair sessiz bir emanettir.
O emanete kim sahip çıktı, kim sırtını döndü, kim yanlış yaptı, kim haklı bir itirazı dile getirdi; zaman gösterecektir.
Fakat bir gerçek var:
Siyasette en büyük yenilgi, seçimi kaybetmek değil; kendisine inanan insanların güvenini kaybetmektir.
Ve günün sonunda herkes kendi vicdanına şu soruyu sormalıdır:
“Ben bu davaya ne kattım, kimleri kırdım ve bana inanan insanların hakkını ne kadar korudum?”
Çünkü makamlar geçicidir…
Partiler değişkendir…
Siyaset dün olduğu gibi yarın da değişecektir.
Ama insanın vicdanında bıraktığı iz, kolay kolay silinmez.
Hasan GİRGİN
Reklam
Reklam

Tekirdağ Yerel Gazeteler