Sanal mı gerçek, yoksa gerçek sandığımız bir sanal dünyanın içinde miyiz?
Hayat ne garip…
Bazen insan kendine bile yabancılaşıyor. Bir yanda dokunamadığımız, koklayamadığımız, göz göze gelemediğimiz sanal bir dünya; diğer yanda bütün gerçekliğiyle yaşadığımızı sandığımız hayat…
Peki hangisi gerçek?
Sanal dünyada herkes mutlu, herkes güçlü, herkes başarılı…
Gülümseyen fotoğraflar, süslü cümleler, gösterişli hayatlar…
İnsanlar yaşadıklarını değil, göstermek istediklerini paylaşıyor. Mutluluk birkaç beğeniye, dostluk birkaç yoruma, sevgi ise bazen bir mesajın gelip gelmemesine sığdırılıyor…
Oysa gerçek hayat öyle değil…
Gerçek hayat; insanın geceleri yastığa başını koyduğunda susturamadığı düşünceleridir. Kimse görmeden dökülen gözyaşı, içten içe büyüyen özlem, karşılık beklemeden uzatılan bir el, zor gününde yanında duran bir dosttur…
Sanal dünyada binlerce arkadaşın olabilir ama gerçek hayatta derdini anlatacak bir insan bulamayabilirsin. Fotoğraflarda kahkahalar atarken, yüreğinde fırtınalar kopabilir. Herkes seni mutlu sanırken, sen belki de yalnızlığın en derin yerinde kendinle mücadele ediyorsundur…
En acısı da zamanla gerçek olanla görüneni birbirine karıştırmamız…
Birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuk, ekranlara bakar olduk. Sohbetlerin yerini mesajlar, samimiyetin yerini emojiler, hatır sormanın yerini paylaşımları izlemek aldı. İnsanlar birbirinin hayatını takip ediyor ama birbirinin yüreğinden habersiz yaşıyor…
Belki de asıl mesele sanal dünyanın varlığı değil, bizim gerçek hayattan uzaklaşmamızdır…
Unutmayalım ki hayat, paylaşılan fotoğraflardan, alınan beğenilerden ve sanal alkışlardan ibaret değil. Hayat; yaşadığımız anlarda, kurduğumuz gerçek bağlarda, verdiğimiz mücadelede ve geride bıraktığımız güzel izlerde saklıdır…
Çünkü bir gün ekranlar kapanacak, ışıklar sönecek, paylaşımlar unutulacak. Geriye ne kadar izlendiğimiz değil, kaç insanın yüreğine dokunduğumuz kalacak…
Hayat ne garip…
Gerçekleri yaşamak yerine, bazen sanal mutlulukların peşinden koşuyoruz. Oysa insanın en büyük zenginliği, sanal dünyada görünür olmak değil, gerçek hayatta hissedilir olmaktır…
Belki de kendimize sormamız gereken tek soru şu:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa yaşadığımızı zannederek bir hayatı sadece seyrediyor muyuz?
Hasan GİRGİN
HAYAT NE GARİP…



