Reklam
Reklam
MANŞET

GÜZEL GÜNLERİ BEKLERKEN…

GÜZEL GÜNLERİ BEKLERKEN…

Bir zamanlar güzel günleri bekleyerek büyüdük.
Şimdi ise güzel günlerin kendisini değil, o günlerin hatırasını arayarak yaşıyoruz.

Çocukken zaman hiç geçmeyecek sanırdık.
Yarınlar hep daha güzeldi gözümüzde. Bir bayram sabahını, yaz tatilini, okulun bitmesini, büyümeyi, kendi hayatımızı kurmayı beklerdik.

“Bir gün her şey daha güzel olacak” derdik.

Oysa büyüdükçe anladık ki hayat, beklediğimiz güzel günlerden çok; farkına varmadan geçip giden sıradan günlerden oluşuyormuş.

Bir zamanlar kıymetini bilmeden yaşadığımız o günler, şimdi en büyük özlemimiz oldu.

Bir sokak vardı mesela…
Akşamları çocuk sesleriyle dolardı. Kapı önlerinde sandalyeler, pencerelerde bekleyen anneler, sokak lambalarının altında oynayan çocuklar…

Bir sofra vardı; kalabalık, mütevazı ama huzurlu…
Bir ekmeği bölüşmenin, aynı çaydanlıktan çay içmenin, saatlerce konuşmanın verdiği sıcaklık vardı.

İnsanlar vardı sonra…

Gelişiyle evin havasını değiştiren, yokluğunda sessizliği bile ağırlaştıran insanlar…

Şimdi bazı sokaklar aynı sokak değil.
Bazı evlerin ışıkları artık yanmıyor.
Bazı sofralarda eksik sandalyeler var.
Bazı insanların adını anınca boğazımız düğümleniyor.

Ve insan en çok da bunu büyüyünce anlıyor:

Hayatın en güzel günleri, yaşarken sıradan sandığımız günlermiş.

Biz güzel günleri hep ileride aradık.
Oysa mutluluk bazen sahip olduklarımızın farkına varabilmekmiş.

Birlikte içilen bir çay,
kapı önünde edilen kısa bir sohbet,
annenin sesini duymak,
babanın nasihatini dinlemek,
dostlarla aynı masada oturmak,
sevdiklerinin sağlıklı olduğunu bilmek…

Meğer hayat dediğimiz şey, büyük mutluluklardan çok küçük anların birikiminden ibaretmiş.

Şimdi geriye dönüp baktığımızda “Ne güzel günlerdi…” diyoruz.

Ama o günlerde de bugünün özlemini çektiğimiz şeylere sahip olduğumuzu bilmiyorduk.

Belki de insanın en büyük yanılgısı bu…

Yaşarken sahip olduklarının değerini, kaybettikten sonra anlamak.

Zaman bize çok şey öğretiyor.
Gençken geleceği düşünüyoruz.
Yaş aldıkça geçmişi…

Önceleri “Ne zaman büyüyeceğim?” diye soruyoruz.
Sonra “Keşke biraz daha çocuk kalabilseydim…” diyoruz.

Önceleri yarınları bekliyoruz.
Sonra dünleri özlüyoruz.

Ve bir gün fark ediyoruz ki hayat, beklemekle geçmiş.

Oysa hayatın bize verdiği en büyük ders belki de şu:

Güzel günler gelmesini beklerken, elimizdeki güzel günleri tüketmemek gerekir.

Çünkü zaman geri dönmüyor.

Giden insan geri gelmiyor.
Çocukluk geri gelmiyor.
Gençlik geri gelmiyor.
Bazı akşamlar bir daha yaşanmıyor.
Bazı sofralar bir daha kurulmamacasına dağılıyor.

Geride sadece anılar kalıyor.

Bu yüzden bugün elimizde ne varsa, ona sımsıkı sarılmak gerek.

Sevdiklerimize sevgimizi söylemek,
kırgınlıkları büyütmemek,
bir gönül almak için yarını beklememek,
bir dostu aramak için “müsait olduğumda ararım” dememek gerek.

Çünkü hayatın en acı tarafı şudur:

Bazı “son kez”leri yaşarken, onların son kez olduğunu bilmiyoruz.

Belki de artık güzel günleri beklemek yerine, elimizdeki günü güzelleştirmeliyiz.

Çünkü yıllar sonra bugünlere de dönüp bakacağız.

Ve belki yine aynı şeyi söyleyeceğiz:

“Ne güzel günlerdi…”

O yüzden zaman henüz elimizdeyken…

Sevdiğimizi sevelim.
Kıymet verdiğimizi kıymetlendirelim.
Gönül kırmak yerine gönül alalım.
Ve hayatın bize sunduğu bugünü, yarının özlemi hâline getirmeden yaşayalım.

Çünkü hayat, sandığımızdan çok daha kısa…

Bir zamanlar güzel günleri bekleyerek büyüdük.
Şimdi eski günleri özleyerek yaşıyoruz.

Belki de bundan sonrası için en doğrusu şudur:

Güzel günleri beklemeyelim…
Bugünü, yarın özleyeceğimiz kadar güzel yaşayalım.

Hasan GİRGİN

Reklam
Reklam

Tekirdağ Yerel Gazeteler