Reklam
Reklam
MANŞET

TİLKİYLE PLAN YAPIP, KURTLA AVLANANLARIN DEVRİ

TİLKİYLE PLAN YAPIP, KURTLA AVLANANLARIN DEVRİ

Sonra dönüp koyunla birlikte yas tutuyorlar…

İnsan en çok neye kırılır, hiç düşündünüz mü?

Bir düşmanın kötülüğüne mi?

Yoksa dost bildiğinin sessizliğine mi?

Belki de insanın en derin yarası, kendisine uzanan bir elin hançere dönüşmesiyle açılır. Çünkü düşmandan gelen kötülüğe insan hazırlıklıdır. Ama dost bildiğinden gelen ihanete karşı insanın elinde ne bir kalkan vardır ne de sığınacak bir yer…

Hayatın bazı dönemleri vardır.

İnsanları tanımak için yıllarca beklemenize gerek kalmaz. Bir makam değişikliği, bir seçim, bir koltuk, bir iş fırsatı, küçük bir menfaat ya da güç dengelerindeki küçücük bir değişim yeter.

O zaman anlarsınız…

Kimin gerçekten yanınızda olduğunu, kimin ise yanınızdaymış gibi durduğunu.

Çünkü bazı insanlar vardır; yüzünüze dostluk, arkanızdan hesap taşırlar.

Tilkiyle plan yapar, kurtla ava çıkar, sonra da dönüp koyunun yanında oturur ve onunla birlikte yas tutarlar.

Ne garip değil mi?

Yangını çıkaranların, en önde su taşıyormuş gibi görünmesi…

MAKAMLAR İNSANI DEĞİŞTİRMEZ, İÇİNDEKİNİ GÖSTERİR

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, insanı sahip olduğu makamla ölçmektir.

Oysa makam, insanı büyütmez.

Sadece insanın içindekini büyütür ve görünür hale getirir.

Kimi koltuğa oturunca insanlığını hatırlar.

Kimi ise koltuğa oturduğu anda insanları unutur.

Dün aynı masada ekmeğini bölüştüğü insanı bugün tanımazdan gelir. Dün omuz omuza yürüdüğü arkadaşını, bugün makamının kapısında bekletir.

Çünkü bazıları için makam bir sorumluluk değil, üstünlük duygusudur.

Oysa hayatın çok sade bir gerçeği vardır:

Bugün oturduğun koltuk, yarın bir başkasının olacaktır.

Sen gittiğinde odandaki sandalye kalacaktır.

İsmin belki bir süre daha konuşulacaktır.

Ama geriye asıl olarak insanların seni nasıl hatırladığı kalacaktır.

“İyi bir yöneticiydi” demelerinden daha değerlisi belki de şudur:

“İyi bir insandı.”

GÜCÜN YANINDA OLMAK KOLAYDIR

Güçlü olanın yanında durmak kolaydır.

Çünkü orada risk azdır.

Alkış vardır.

Çıkar vardır.

Gelecek hesabı vardır.

Asıl mesele, güç senden yana değilken nasıl davrandığındır.

Bir insanın gerçek karakteri, güçlü birinin karşısında değil; güçsüz gördüğü bir insanın karşısında belli olur.

Çünkü insan, kendisinden bir şey beklemeyene nasıl davranıyorsa aslında odur.

İş hayatında bunu çok gördük.

Siyasette daha çok gördük.

Sosyal hayatta ise artık neredeyse sıradanlaştırdık.

Bugün birinin yanında olup yarın başka birinin yanında görünmek…

Dün söylediğini bugün inkâr etmek…

Menfaat değişince dostluk değiştirmek…

Rüzgâr hangi yönden eserse o tarafa dönmek…

Ve bütün bunları hayatın doğal bir kuralıymış gibi kabullenmek…

Belki de asıl kaybımız burada başlıyor.

Çünkü insanlar değişmiyor; biz onların gerçek yüzlerini geç fark ediyoruz.

VİCDAN, SONRADAN TUTULAN YASTA DEĞİL

Bir insanın başına gelen haksızlığa, olay bittikten sonra üzülmek kolaydır.

Asıl mesele, haksızlık yapılırken konuşabilmektir.

Birinin hakkı yenirken susuyorsan, sonradan onun yanında görünmenin anlamı nedir?

Bir insan yalnız bırakılırken sessiz kalıyorsan, herkes gittikten sonra “Ben onun yanındaydım” demenin ne kıymeti vardır?

Vicdan, sonradan dökülen gözyaşlarında değil;

o gözyaşlarının dökülmesine engel olmaya çalışırken gösterdiğin cesarettedir.

İnsan bazen bir cümleyle birinin yanında olabilir.

Bazen bir telefonla…

Bazen sadece “Ben buradayım” diyerek…

Ama çoğu zaman susmayı seçer.

Çünkü konuşmanın bedelinden korkar.

Makamını kaybetmekten…

İşini kaybetmekten…

Çevresini kaybetmekten…

Birilerinin gözünden düşmekten…

Oysa insanın kendine olan saygısını kaybetmesinin bedeli, bütün bunlardan çok daha ağırdır.

HAYAT, HERKESİN MASKESİNİ BİR GÜN DÜŞÜRÜR

Bazı gerçekler vardır, ne kadar saklarsanız saklayın bir gün ortaya çıkar.

Çünkü zaman, insanın en acımasız aynasıdır.

Bugün alkışlanan yarın sorgulanabilir.

Bugün güçlü olan yarın yalnız kalabilir.

Bugün kapısında insanların sıraya girdiği bir makamın kapısı, yarın sessizliğe açılabilir.

İşte o gün insan kendi kendisiyle baş başa kalır.

Ve aynaya baktığında yanında ne koltuk vardır ne makam ne de kalabalık…

Sadece kendisi.

O zaman insan şunu anlar:

Hayat boyunca başkalarını kandırmış olabilirsiniz ama kendinizden kaçamazsınız.

Çünkü vicdan, insanın içinde taşıdığı en sessiz tanıktır.

Kimse duymasa da bilir.

Kimse görmese de hatırlar.

Kimse konuşmasa da susmaz.

BELKİ DE ASIL MESELE, KİMİN KİME NE YAPTIĞI DEĞİL…

Belki de hayat bize sürekli aynı soruyu soruyor:

“Sen, bütün bunların içinde nasıl bir insan olacaksın?”

Tilkiyle plan yapan mı?

Kurtla ava çıkan mı?

Yoksa koyunun yanında oturup gerçekten onun acısını hisseden mi?

Güçlüden yana olan mı?

Haklıdan yana olan mı?

Kalabalığın peşinden giden mi?

Vicdanının sesini dinleyen mi?

Bence insanın gerçek sınavı tam da burada başlıyor.

Çünkü herkes iyi insan olabilirken iyi görünür.

Herkes dost olabilirken dosttur.

Herkes adaletten söz edebilirken adalet güzeldir.

Ama işler tersine döndüğünde…

Çıkarlar çatıştığında…

Güç el değiştirdiğinde…

Herkes kendi yolunu seçer.

İşte o seçim, insanın gerçek hikâyesidir.

BİR GÜN KOLTUKLAR BOŞALACAK

Bir gün bütün makamlar boşalacak.

Bir gün bütün kapılar kapanacak.

Bir gün bugün etrafında duran insanların çoğu başka yerlere gidecek.

Bir gün telefonlar daha az çalacak.

Bir gün adın daha az anılacak.

Ve insan, geriye dönüp hayatına baktığında ne kadar yükseldiğini değil, kimleri incitmeden yürüdüğünü hatırlayacak.

Belki de insanın en büyük başarısı, herkesten daha yükseğe çıkmak değildir.

Bazen en büyük başarı;

Yükselirken kimseyi ezmemektir.

Güçlenirken zalimleşmemektir.

Makam sahibi olurken insanlığını kaybetmemektir.

Bir başkasının düşüşünden kendi yükselişini kurmamaktır.

Ve en önemlisi…

Haksızlık karşısında susmamaktır.

Çünkü hayatın sonunda hepimiz aynı yere varacağız.

Ne makamlarımız bizimle gelecek…

Ne servetimiz…

Ne unvanlarımız…

Ne de arkamızdan yürüyen kalabalıklar…

Yanımızda sadece yaşadığımız hayatın vicdanı kalacak.

Bu yüzden bugün bir kez daha kendimize sormalıyız:

Kimin yanında duruyoruz?

Güçlünün mü?

Haklının mı?

Çıkarımızın mı?

Vicdanımızın mı?

Çünkü insanı anlatan, kimin yanında fotoğraf verdiği değildir.

Kimin yalnız kaldığı bir gecede onun yanında durabildiğidir.

Ve belki de bu yüzden…

Tilkiyle plan yapanlar, kurtla avlananlar çok görünür olabilir.

Ama hayatın gerçek sahipleri, sessizce doğru yerde duranlardır.

Onlar çoğu zaman alkışlanmaz.

Makam beklemez.

Karşılık istemez.

Sadece insan kalırlar.

Ve zaman geçer…

Maskeler düşer…

Koltuklar değişir…

Güç el değiştirir…

Kalabalıklar dağılır…

Geride yalnızca karakter kalır.

İşte insanın gerçek makamı da budur.

Ve o makamdan kimse sizi indiremez.

Hasan GİRGİN

Reklam
Reklam

Tekirdağ Yerel Gazeteler