Paylaşımlarla yaşam arasında artık derin bir uçurum var.
Telefon ekranlarına baktığımızda her şey güzel… Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes bir yerlerde, herkes bir şeyler yapıyor. Paylaşılan fotoğraflarda umut var, mutluluk var, dostluk var, birlik var.
Hayatlar adeta kusursuz.
Ama sokağa çıktığımızda başka bir yaşam görüyoruz.
Geçim derdiyle eve dönen insanları, yarınından endişe eden gençleri, emekli maaşını hesaplayan yaşlıları, iş arayanları, borçlarını düşünerek uykusuz kalanları görüyoruz. Ekranlarda kahkahalar yükselirken, gerçek hayatta insanların sessizce taşıdığı ağır yükler var.
Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada başlıyor.
İnsanlar yaşadıkları hayatı değil, yaşanmasını istedikleri hayatı paylaşıyor.
Bir fotoğrafın arkasında kaç gözyaşı olduğunu bilmiyoruz. Bir tebessümün ne kadar yorgunluğu sakladığını, kalabalık bir masanın ardından kaç kişinin yalnız evine döndüğünü de…
Sosyal medya bize sürekli bir mutluluk hikâyesi anlatıyor. Herkes güçlü, herkes mutlu, herkes başarılı görünmek zorundaymış gibi… Oysa hayat böyle değil.
Hayat bazen kaybetmektir.
Bazen beklemektir.
Bazen susmaktır.
Bazen de kimseye anlatamadığın bir mücadeleyi tek başına vermektir.
En acısı da, insanlar artık gerçeği paylaşmaktan çok görüntüyü paylaşmaya başladı. Yaşamak yerine göstermek, hissetmek yerine kanıtlamak daha önemli hale geldi.
Bir sofraya oturuyoruz, önce fotoğrafını çekiyoruz.
Bir manzaraya bakıyoruz, önce paylaşmayı düşünüyoruz.
Bir iyilik yapıyoruz, görünmesini istiyoruz.
Sanki yaşadığımız anın değeri, başkalarının onu görmesiyle ölçülüyor.
Oysa hayat, ekrana sığmayacak kadar gerçek ve derindir.
Bir annenin evladına duyduğu özlem bir paylaşım değildir.
Bir babanın eve ekmek götürme telaşı bir fotoğraf karesi değildir.
Bir gencin geleceğe dair korkusu birkaç beğeniyle geçmez.
Bir insanın yalnızlığı, altına yazılan güzel sözlerle kaybolmaz.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizin paylaşımlarına değil, gerçek hayatlarına bakabilmektir.
Çünkü ekranlarda herkesin hayatı güzel görünebilir.
Ama sokaklar başka şeyler anlatıyor.
Sokaklarda geçim sıkıntısı var.
Yalnızlık var.
Umutsuzluk var.
Kırılmış hayaller, ertelenmiş umutlar ve susturulmuş duygular var.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Gerçekten mutlu muyuz, yoksa sadece mutlu görünmeye mi çalışıyoruz?
Çünkü bir gün telefon ekranları kapanır, paylaşımlar unutulur, beğeniler azalır…
Geriye yalnızca yaşadığımız gerçek hayat kalır.
Ve o hayat, hiçbir filtreyi kabul etmez.
Belki de en büyük cesaret; herkese güzel görünen bir hayat paylaşmak değil, bütün eksiklikleriyle hayata rağmen gerçek kalabilmektir.
Hasan GİRGİN



