• HABERLER
  • SERVİS 1
  • SERVİS 3
  • FİNANSİF
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • DİĞER
YÜZYILLAR SONRA DÖNÜM NOKTASI; LOZAN ANTLAŞMASI

YÜZYILLAR SONRA DÖNÜM NOKTASI; LOZAN ANTLAŞMASI

ABONE OL
25 Temmuz 2026 22:01
YÜZYILLAR SONRA DÖNÜM NOKTASI; LOZAN ANTLAŞMASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Epilepsi ve Yaşam Derneği Başkanı Ebru Öztürk, Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümünde yaptığı açıklamada, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı’nın bağımsızlıkla sonuçlandığını belirterek, Lozan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve bağımsızlığını uluslararası hukukta tescilleyen en önemli antlaşma olduğunu söyledi.

Başkan Ebru Öztürk, Senelerce büyüyen, dünyaya hükmeden, sanatçıların ve bilim insanlarının çıktığı bir devlet idi Osmanlı Devleti. 1453’ten sonra Ortaçağın kapanmasıyla başlayan Rönesans ve Reform hareketleriyle Avrupa bilimle, sanatla ilgili çalışmalara başlarken, Osmanlıda da bilim ve sanat çok gelişmiş idi. 1683 Viyana Kuşatması ile başlayan yenilgiler ve imzalanan Karlofça Antlaşması ile devlet; önce duraklama, sonra gerileme, daha sonra da dağılma dönemine geçti. Üç kıtaya yayıldığı dönemde batıda Viyana’dan doğuda Yemen’e, kuzeyde Ukrayna’daki Kamaniçe Kalesi’nden güneyde Sudan’a kadar yayılan vatan toprağı, dağılma döneminde, batıdan Polatlı’ya kadar düşman kuvvetleri ilerlerken, doğuda Kars, Ağrı Erzurum’u Ermenilere verilmişti. Diğer tarafta Antalya İtalyanlara, Trabzon Rumlara, Güneydoğu Anadolu Fransızlara, İzmir ve civarı Yunanlılara, Çatalca’ya kadar ilerlenen doğu ve batı Trakya bölgesi itilaf devletlerinin elinde, İstanbul ve boğazlar işgal güçlerinin kontrolünde, ayrıca Samsun, Denizli gibi ülkenin çok yeri İngiliz askerlerinin kontrolüne verilmişti.  Tüm bunların dışında, Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesine göre, işgal kuvvetleri gerekli gördüğü anda, anda istediği yeri işgal etme şartı ile küçükcük güvensiz alanda yaşanan bir ülke haline gelinmişti. Arka arkaya gelen yenilgiler ve işgaller sonrasında geride yorgun bir halk vardı.

Mustafa Kemal’in Ortaya Çıkışı

1915’te sarı saçlı, mavi gözlü Mustafa Kemal ile seneler sonra ilk galibiyet gerçekleşti. Hem de herhangi bir ülkeye karşı değil, toplu halde gelen emperyalizme karşı; Dünya Savaşı’nda oldu bu! Bu durum sadece o günü etkilemez… Çarlık Rusya’sına destek gidemez ve yalnız kalan destek alamayan Rusya, Brest-Litovsk anlaşmasını Osmanlı Devleti ile imzalar ve 1. Dünya Savaşından çekilir! Nasıl 1453 Ortaçağ kapanıp; rönesans-reforma hareketinin tetiklenmesine neden olan çok büyük etkiden birisi ise, 1915 Çanakkale, Çarlığın destek alamaması sonucunda savaştan çıkıp; iç karışıklıkların büyümesi ve devrilen çarlık ile Yeniçağın kapanmasına da etkisi çok büyüktür!

Mustafa Kemal, 19 Eylül 1918’de Yafa’nın kuzeyinde başlayan İngiliz saldırısını, 500 kilometreyi aşan bir ilerlemeden sonra, 26 Ekim 1918’de Katma bölgesinde; İskenderun, Belen, Dir Cemal, Tel Rıfat çizgisinde durdurdu. İki gün sonra Antakya’yı da kontrol etti. Mondros’tan sadece 4 gün önce, Mustafa Kemal 26 Ekim 1918’de Halep’in hemen kuzeyinde Katma Muharebesi’ni (Haritan Olayı) kazanarak İngiliz ve Arap ordularının Anadolu’ya sızmasını süngü savaşıyla durdurmuştu; ama antlaşmadan dolayı kazandıkları toprakları da terk etmek zorunda kalmışlardı… Atatürk anılarında, Katma Zaferi’yle güneyde “Türk süngüleriyle sınır çizdim” diyerek durumu şöyle anlatır: “İşte orada bu zafer sonucu bir hat belirledim ve kuvvetlerime, ‘Düşman bu hattın ilerisine geçmeyecektir’ diye emir verdim. Gerek Erzurum Kongresi’nde gerek Sivas Kongresi’nde Türkiye’nin milli sınırlarını belirlemek için ben Türk süngülerinin çizdiği bu hattı ileri sürdüm…” Unutmayalım! Katma Bölgesi, kazanılan zaferden sonra, Mondros Anlaşması imzalandığı için kaybedilen tek topraktır!

İskenderun Emri ve Gizli Hazırlık

İngilizler, Mondros’un 7. maddesini bahane ederek Halep ve Suriye’deki ordularını beslemek gerekçesiyle İskenderun Limanı’na asker çıkarmak istediler. Mustafa Kemal Paşa bunun bir işgal tuzağı olduğunu gördü ve İstanbul’a danışmadan bölgedeki 7. Ordu birliklerine gizli ve kesin emri verdi: “İskenderun Körfezi’ne çıkacak düşman askerlerine silahla karşılık verilecek ve körfeze çıkarma yapmalarına her ne pahasına olursa olsun engel olunacaktır.” Bunun üzerine Devlet-i Aliyye tarafından İstanbul’a çağrıldı. O zamanlar 7. Ordu ve ona bağlı Yıldırım Orduları Halep’te idi ve Mustafa Kemal’e bağlıydı. Osmanlı Devleti Mustafa Kemal’i İstanbul’a çağırmıştı. Oysa O gitmeden önce bölgeyi örgütlemekteydi..

31 Ekimde Adana’ya geldi. Burada 2. Ordu vardı ve toplanan silahları İngilizlere kaptırmamak için çok gizli bir operasyon başlattı: Elindeki binlerce tüfek, ağır makineli tüfek ve milyonlarca mühimmatı halktan güvendiği kişilere ve yerel çetelere (ileride kurulacak Kuvayı Milliye’nin temelini oluşturacak sivil direnişçilere) dağıttı. O gün oluşan timler direniş yuvaları idi ve 11 gün Adana’da kaldı ve dağıtılan ordudan güvendiği subayları halkı örgütlemesi için görevlendirdi. Büyük cephanelikleri İngilizlerin ulaşamayacağı iç bölgelere (Toros Dağları’nın gerisine ve Orta Anadolu’ya) sevk ettirdi. Bu komutanlar Kuvayı Milliye’nin ilk yerel direniş yuvalarını (Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini) kurdular ve daha sonra halkla birlikte, az sayıda ama örgütlenmiş subayla halk Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta büyük başarılara imza atacaklardı…

İstanbul’dan Samsun’a

30 Ekim’de çağrılmasına karşın Mustafa Kemal, 13 Kasım’da İstanbul’a geldi ve İstanbul’da gemilerden inen İngilizleri gördüğü zaman “Geldikleri gibi giderler!” dedi. Daha sonra Devleti Aliye’ye Vahdettin’in yanına geldi. Sultan Vahdettin ile baş başa, İstanbul’da yaşanan o 3 kritik görüşme gerçekleşti. Ancak Padişah ve dönemin sadrazamı Damat Ferit, İngilizlerin baskısından korktukları için Mustafa Kemal’in orduyu koruma ve direnme fikirlerini dinlemediler. Birebir Vahdettin ile bu konuyu 6 ayda 3 kere konuştu ve bu yolun tıkalı olduğunu görünce, Anadolu’ya gitmek için başka yol aradı. Bu görüşmelerin 6 ay boyunca gerçekleştiği yer, Şişli’de bugün müze olan Atatürk’ün eviydi…

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya gitmek istiyordu ama onları örgütlemesi için yetki gerekliydi… Anadolu’ya geçiş planını dönemin en kilit ismi olan Genelkurmay İkinci Başkanı (Erkan-ı Harbiye Reisi) Kâzım İnanç Paşa ile birlikte hazırladı. Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti’nde (Genelkurmay) dostu Kâzım İnanç Paşa’nın odasına girdi ve ona şu tarihi teklifi yaptı: “Beni oraya göndermek istiyorlar, kabul ederim. Ancak bana öyle geniş yetkiler yazacaksınız ki, sadece Samsun’u değil, tüm Doğu Anadolu’daki sivil ve askeri makamlara emir verebileyim.” Kâzım İnanç Paşa, Mustafa Kemal’in asıl niyetinin isyan bastırmak değil, Anadolu’da milli direnişi örgütlemek olduğunu çok iyi biliyordu. İngiliz subayların ruhu bile duymadan, Orgeneral Mustafa Kemal Paşa’ya 9. Ordu Müfettişliği unvanıyla olağanüstü yetkiler içeren o meşhur talimatnameyi hazırladı; Damat Ferit ve Vahdettin’e imzalattı.

Aradan 6 ay geçtikten sonra, 15 Mayıs 1919 günü gemilerden asker indirme olayı İzmir’de yaşandı ve “Direnmeyin” diyen saraya karşı direnerek ilk kurşunu Hasan Tahsin (Osman Nevres) sıktı. Ertesi gün, 16 Mayıs’ta Mustafa Kemal, Samsun’da İngilizlere karşı direniş gösteren halkı bastırmak için tam yetkili komutan olarak yola çıkmıştı… İşte o gün Kurtuluş Savaşı başladı.

30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasındaki duruma istinaden 19 Mayısta Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, o gün Nutku yazmaya başar ve şöyle der: ‘1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz’ diye yazısına devam eder… İşte bu acizliği ortadan kaldırmak için o gün bir hareket başlamalıydı…

Kurtuluş Savaşı’nın Dünyaya Etkisi

Türk Kurtuluş Savaşı, dünya tarihinde emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı başarıya ulaşan ilk “ulusal kurtuluş” savaşıdır. Tarihsel olarak emperyalist güçlere karşı daha önce de bölgesel isyanlar ve savaşlar (örneğin Amerika’nın İngiltere’ye karşı bağımsızlık savaşı veya Haiti Devrimi) yaşanmış olsa da, 20. yüzyılın modern, kurumsallaşmış ve organize “emperyalist-sömürgeci” blokuna (İngiltere, Fransa, İtalya vb.) karşı topyekün bir halk hareketiyle kazanılan bu zafer, dünya siyasi tarihi için benzersiz bir ilktir. Birçok sömürge ülkesine yol gösteren, o ülkelerin liderlerine liderlik yapmış bir savaştır Kurtuluş Savaşı. Mahatma Gandhi’nin dediği gibi: “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı’nın da İngiliz olduğunu düşünüyordum.” sözleri bunu çok net anlatır. Afganistan, Pakistan, Mısır, Küba, Hindistan, Çin, Cezayir, Tunus, Fas, Endonezya gibi daha pek çok liderin liderliğini yapmış kişidir; Mustafa Kemal ATATÜRK! Ülkelerinin yolunu açan, özgürlüğüne kavuşmasını sağlayan liderlerin yanında; yenilgiye uğrayan, emperyalist liderler de Mustafa Kemal ATATÜRK’e saygı duyduklarını resmi makamlardan dile getirmişlerdir. Örneğin Yunanistan Başkanı Trikopis yenilip; Mustafa Kemal’in yanına esir olarak götürülünce değil olumsuz sözler; işkence; gayet güzel karşılar, misafir eder ve şöyle der: Napolyon da esir olmuştur. Siz görevinizi yaptınız, askerlikte yenilmek de vardır’ Trikpops Atatürk’e duyduğu saygıdan dolayı ölene kadar her 10 Kasımda Türk Başkonsolosluğu’nun önünde saygı duruşunda bulunur ve Atatürk’ün ölümü ile Yunanistan’da 3 gün yas ilan edilir ve bayraklar yarıya iner. Bunun gibi 1 ay resmi ya ilan eden İran’dan başlayıp, Mısır, Romanya, Yugoslavya’dan müttefik ülkelerine kadar sayabiliriz.

Lozan Barış Antlaşması

20 Kasım 1922’de başlayan Lozan görüşmeleri, 4 Şubat 1923’te tamamen durmuş ve heyetler ülkelerine geri dönmüştü. Bunun üzerine Türk heyeti başkanı İsmet İnönü, emperyalist devletlerin Türkiye’yi bağımsız bir devlet gibi değil, “yenik bir Osmanlı” gibi görmeye çalışmasına rest çekerek masayı terk etmişti. Masada kapitülasyonlar, sınırlar ve azınlıklar sorunları vardı. Görüşmeler kesilince Türk ordusu, işgal altındaki İstanbul ve Boğazlar üzerine yürümek için yeniden savaş hazırlıklarına başladı. Mustafa Kemal Paşa ordunun teyakkuza geçmesini emretti. Türk ordusu ve milletinin tekrar savaşmayı göze aldığını ve geri adım atmayacağını gören İngiltere ve müttefikleri, 23 Nisan 1923’te Türkiye’yi yeniden masaya çağırmak zorunda kaldılar.

İkinci dönemde tekrar İsmet İNÖNÜ ve grubunun Lozan’da görüşmeleri başladı ve çok çetin geçti. 3 ay sonra biten Türkiye’nin tapu senedi olan bu antlaşma için Mustafa Kemal ATATÜRK şöyle der: Bu antlaşma, Türk Milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı zannedilmiş büyük suikastin yıkılışını ifade eden bir vesikadır’ Zaten Sevr’in 30 Ekimde imzalanmasından dolayı da ‘Ben 30 Ekim’i tanımıyorum. Biz hala bir gün öncesindeyiz. Siz 29 Ekimi tanıyacaksınız’ diyerek 3 ay sonra Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracaktı…

Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin kararlılığı ortaya konulmuş, kapitülasyonlar tamamen kaldırılmış, Ermeni yurdu iddiaları son bulmuş, istenildiği anda işgal edilme durumu bitirilmiş, kimsenin boyunduruluğu anlına girilemeyeceğini göstermiş; Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsız bir devlet olarak tüm dünyaya tescillenmiştir!

19 Mayıs 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı ve 8 ay süren bu tarihi maratondan sonra, 24 Temmuz 1923’te imzayla taçlandırıldı. Lozan Barış Antlaşmamızın 103 yılını kutluyor, başta dünya lideri Mustafa Kemal ATATÜRK ve tüm silah arkadaşlarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Ebru ÖZTÜRK

Epilepsi ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.