
Hakan Dedeoğlu, Projenin uygulandığı alandaki etkilerini yakında takip ediyor.
Hakan Dedeoğlu bir çevre gönüllüsü.
Hakan Dedeoğlu bölgede yaşayan vatandaşlar ve muhtarlarla yaptığı röportajı aktardı;
“Buyurun söz sizde Hakan Bey:
3 muhtarımızla konuştum öncelikle muhtarlarımızın anlattıklarını aktarmak istiyorum size: Muhtarlarımıza inşaat bölgesinde yaşadıklarını sorunları sordum.
Kendilerinin cümleleriyle yaşadıklarını sizlerle paylaşacağım.
Bölge halkından yaşananları dinlemenin, sizlere olayın vehametini daha iyi anlatacağını düşünüyorum.
17 Ağustos 2019 tarihinde yapıldı bu röportajlar.
O tarihten bu güne proje inşaatının yıkıcı etkileri artarak devam ediyor.
Güven mahallesi muhtarı İsmail Özen:
Projede 26 metre olarak belirtilen açılacak alan çoğu yerde 150 metreyi aşıyor. İnşaat firması buradan çıkan hafriyatları kamyonlarla taşımakla mükellef. Fakat karını yükseltmek için bunu ekstra masraf olarak görüyor ve çıkan hafriyatı yine ormanımızın içine boşaltıyor. Yani açtıkları alan dışında, döktükleri hafriyat ormanımızın gördüğü zararı misliyle katlıyor. Bize söylenen buradan boşaltılan toprağı yeniden buraya doldurup ağaçlandıracaklarmış. Burada yok ettiğiniz canlılar ne olacak? Siz buranın bitki örtüsünü yok ettiniz. Burada yaşayan kurbağalar, yılanlar, kaplumbağalar…Bütün canlıları yok ettiniz. Burada cinayet işleniyor. Katliam yapılıyor.
Orman yoksa oksijen yok. Ormanı, bitki örtüsünü yani buradaki yaşamı yok ettiler. Su kanallarımızı yok ettiler. Borunun geçtiği hat üzerinde kıyım yaparak ilerliyorlar. Orman işletmelerine gittik ağaç kıyımı yapıldığını, proje dışına çıkıldığını söyledik. Ama maalesef hiçbir işlem yapılmadı. Projenin ilerleyişi denetlenmiyor. Vatandaş bir hayvanı için yer yapsa tutanak tutulup izin verilmezken buradaki işlenen suçu görmezden geliyorlar, Sessiz kalıyorlar. Tüm yetkililer devlet projesi, büyük proje diyerek susuyor; inşaat firması da daha fazla kar etmek adına bundan faydalanarak topraklarımızı, ormanımızı adeta katlediyor. Yasalar vatandaşa ayrı, böyle şirketlere ayrı uygulanıyor. Biz salyangoz fabrikası kurmak istedik. Bacasız sanayii. İSKİ bize izin vermedi. Fabrikayı kuracağımız arazinin İSKİ ile bir ilgisi olmamasına rağmen! Ama burada şirket suç işliyor, hiçbir kurum sesini çıkartmıyor.
Şirket inşaat tamamlandığında buraları doldurup ağaçlandıracağı garantisini vermiş. Siz buradaki yaşamsal dokuyu yok edeceksiniz, ondan sonra bu topraklar eski haline gelir mi? Ayrıca taş ocakları da bu teminatı veriyor ama süre dolduktan sonra çalıştıkları bölgeyi düzeltmeye çalışan bir örnek var mı? Bu kadar alan usulsüz bir biçimde açıldı. Şirket başvuru yapmış bazı yerlerde açılan alan 26 metreyi geçebilir diye. Bize söylenen o! Ama ortada yazılı bir belge yok. Yani minareyi çaldılar, kılıfını hazırlıyorlar!
1997 yılında İSKİ tarafından Kazandere barajının tahliye suyunun aktığı Karadeniz’e dökülen dereler geri döndürülerek Kazandere barajına aktarıldı. Oluşan içme suyu havzalarının suyu terkosa İstanbul’un içme suyu olarak basılıyor. Derenin suyu azaldı. Akan su temiz oluyor, suyumuz kirlendi. Buradaki doğal hayatı bitirdiler yani. Bu proje suyun kalitesini düşürdü. Hafriyat atıkları suyun akışını kesti. Hayvanlar su içemiyor. İlerleyen süreçte bu dere kuruduğunda hayvanların su içebileceği başka kaynak yok.
Cumhuriyet mahallesi muhtarı Tamer Tan:
Hepimiz aynı konudan bahsediyoruz. Hayvancı arkadaşlar mağdur. Hayvanları düşüp ölüyor. Tazmin edebilmeleri için rapor tutulması gerekiyor. Rapor tutmak için gelen yetkili inşaatla ilgisi olmadığını söylüyor. Aslında hayvanların ölüm nedeni bu çalışmalar. Traşladıkları bölgede uçurumlar oluşuyor. Hayvanlar bu uçurumdan düşüp ölüyor. Sadece bizim hayvanlarımız da değil burada ormanda yaşayan hayvanlarda var. Burası yaban hayatı bakımından zengin bir bölge. Hayvanlar ölüyor, yaşam alanları yok ediliyor. Gerekli mercilere dilekçe veriyoruz, geri dönülmüyor. Proje büyük, bizim de yapacağımız bir şey yok deniliyor. Cumhurbaşkanlığından yazı geldi, Cumhurbaşkanı karışır deniliyor. Kamu yararına bir proje deniliyor. Topraklarımızı, ormanımızı, suyumuzu, yaşam alanlarımızı yok ederek nasıl yararı olacak bize?
Kale mahallesi muhtarı Sercan Başar: Öncelikle şunun altını çizmek isterim. Bizim bu projeyi engellemek gibi bir niyetimiz yok. Proje şartlarına uyulmuyor ve bölge halkı bu nedenle çok mağdur. Projede 26 metre olarak belirlenen açılacak alan, en düşük 40 metre kimi yerlerde 150 metreyi buluyor. Şirket bu hattı daha da genişletmek istiyor ve başvuruda bulunduklarını söylüyorlar. Biz 8. Ayın 9’unda dilekçe verdik ve sorduk. Kiralama alanında genişleme istenmiş 26 metreden 50 metreye çıkacağı söyleniyor. Bu konuda bilgi istedik. Ama kimse bize somut bir bilgi ya da belge veremiyor! Jandarmayla görüştük, ölçüm yapılmasını istedik. Bu zamana kadar proje sahasına denetlemek için kimse gelmedi. İnsanların tarlalarına zarar veriyorlar. Sonra da çiklet parası gibi para veriyorlar. Tarlanın piyasası bitiyor, yeniden bir şey yetiştirme şansı kalmıyor.
Şimdi hayvancılıkla uğraşan Ersin Çağ ile konuşacağız.
-Sizin yaşadığınız sorunlar nelerdir? Yetkililerden istekleriniz nelerdir?
Ersin Çağ Hayvancılık yapıyor: Burada, gerek açılan yerlerde oluşan hendeklere düşerek gerekse kamyonların çarpması sonucu hayvanlarımız ölüyor. Şirket kaza anında fotoğraf çekin diyor. Bu da çok zor tabii. Bu nedenle ölen hayvanlarımız nedeniyle uğradığımız zararı tazmin edemiyoruz. Yine olan bize oluyor yani!
Suyumuz azaldı. Bu su kurursa hayvanlarımızı ulayacak başka suyumuz yok. Yola mucur döşediler, çok fazla toz kalkıyor. Yetkililere söyledik, devlet işi diye kimse ilgilenmiyor. Yetkililerin biraz daha duyarlı olmasını istiyoruz.
-Boru hattı için iki farklı yönden yer açılıyor. Borula 120 cm civarında. Bu boruları döşemek için yapılan tahribat çok fazla. Söyleyecek bir şey yok maalesef!
120 cm’lik bir boru için 30 m’den fazla yer açılmış. Bu tahribat çok çok fazla!
Şimdi Öner Başar’a yaşadıkları olumsuzlukları sordum. Kendisi esnaf.
-Burada yaşadığınız sorunlar nelerdir?
Öner Başar-Esnaf: Biz 2013 yılından beri mangal kömürü yapıyoruz. İstanbul’a ve diğer köylere gönderiyoruz. İşyerimiz ruhsatlı. Bu inşaat başladığından bu zamana epey zorluk yaşadık. Şimdi bizi buradan çıkartmak istiyorlar. Çıkarsak nereye gideceğiz? Burada 10-15 kişi çalışıyor. Kazancımızı buradan sağlıyoruz.
-Şimdi de topraklarında gece gündüz nöbet tutarak korumaya çalışan iki kız kardeş ile konuşacağız. Sınırda nöbet tutan Mehmetçik gibi nöbet tutuyorlar burada. Pembe ve Hatice Kurt’tan bize yaşadıklarını anlatmasını istedim:
Pembe Kurt Toprak sahibi: Biz 8 kardeşiz, Babamızın bize emanet ettiği topraklar için mücadele ediyoruz. Hemen hemen 3 aydır hayatımızdan feragat ettik, gece gündüz buradayız. Tarlamızın ikiye bölünmesini istemiyoruz. Defalarca karakol komutanı ile yüz yüze geldik. Hiçbir suçum olmamasına rağmen karakola çağırıldım. Tarlamıza paletli makinaların girmesine engel olduk. Bu nedenle bizi konuşmak için çağırmışlar karakola. Bizim evimiz var konuşmak istiyorlarsa evimize gelebilirlerdi.
Neden cesaretleri yok? Biz kadın olarak paletli makinaların tarlamıza girmesini engelledik. Yetkililer bizi neden karakolla muhatap ediyor? Tapulu toprağımızı korumak suç mu?
-Burada şunu söylemekte bir sakınca var mı? Anayasaya göre devlet halk demektir. Halk da devlet demektir. Dolayısıyla burada devlette bir zafiyet mi doğmuştur ki şirket yöneticileri devleti bu şekilde tek yönlü olarak kullanmaya kalkmaktadırlar?
Pembe Kurt: Kesinlikle doğru. Ben eğitimli bir insan değilim. Beni karakola çağırmalarının çok yanlış buluyorum. Daha sonra biz nöbetteyken tekrar geldiler. Tarlaya girmek istediler. Ben boru dolu tırı çıkarttım tarladan. Daha sonra tekrar jandarma ile birlikte geldiler tarlaya.
Jandarma bana şov yapma dedi. Ben babamdan kalan tapulu malımı koruyorum bu şov değil değil. Jandarma bana bu ‘’kıçıkırık’’ tarla için mi sesinizi bu kadar yükseltiyorsunuz mücadele ediyorsunuz dedi.
Şırna’kta Mehmetçiğimiz bu topraklar için şehit düşerken karakol komutanının benim toprağım için böyle bir ifade kullanması beni çok üzdü! Ben memleketimin geleceğinden endişe duymaya başladım.
-Pembe Kurt’un kız kardeşi Hatice Kurt’a düşüncelerini sordum:
Hatice Kurt: Ben de tarlamızın bölünmesinden yana değilim. Biz burada doğduk, burada büyüdük. Bu tarla bizim için hem maddi hem de manevi değer taşır. İnsanlar bunu küçümsüyor olabilir. Ama burada yaşayan biziz bunu içselleştirmişiz. Bu tarlada çocukken babam bize ağaç ev yapar, ateş yakıp mısır pişirirdi. Bu topraklar bizim geçmişimiz. Ben 4 yıldır işsizim. EYT’liyim.
-Peki geliriniz var mı?
Hatice Kurt: En büyük ablamız felçli. O’na biz bakıyoruz. Evde bakım parası 1.300 TL alıyoruz. Ama harcadığımız her liranın fişini mahkeme kalemine teslim ediyoruz.
-Başka bir geliriniz var mı?
-Ev temizliğine gidiyoruz.
-Ben şunu anlamaya çalışıyorum. Bu topraktan elde edeceğiniz gelir her anlamda çok önemli.
Pembe Kurt: Bu toprağı ‘’çorak toprak’’ olarak nitelendirmişler. Bu toprakta doğal yonca yetişiyor. Şimdi buna imkanımız yok ama geçmişte babamla birlikte 150 ton şeker pancarı alıyorduk buradan.
Devletin bu toprağı bölmesi bize ölün demesiyle aynı anlamda.
-Son olarak devletten talebiniz nedir?
-Devlet bizim toprağımızı bölmesin. Bizim toprağımızı bölerse bizim ciğerimizi söker. Devlet sesimizi duysun, bizi bize bıraksın. Biz zaten kendi halinde yaşayan insanlarız. Biz devletin kapısına gidip zaten bir şey istemiyoruz.
Hatice Kurt: Biz açta kalsak kardeşimizden bile bir şey istemeyiz. Toprağımızn bölünmesi konusunda ben şunu söylemek istiyorum. Devlet bir yasa çıkardı ve 10.000 metre ve üzerindeki verimli araziler bölünemez. Bu yasalaştı. Biz devlete desek ki; biz 8 kardeş bu toprağı aramızda bölsek tarıma devam etsek. Her birimiz bireysel olarak yapsak desek yapamayız. Yasa izin vermez. Peki devlet şimdi kendi çıkardığı yasaya rağmen ‘’acil kamulaştırma mahkeme kararı’’ çıkararak bizim toprağımızı tam orta yerinden bölmeye çalışıyor. Geriye kenarlarda kalan kısımlarda biz hiçbir şey yapamayız. Şu anda devlet çıkardığı bu iki yasayla kendi kendini haksız duruma düşürdü. Kendisiyle çelişiyor.
-İşte burada devlet sağlıklı davranmalı. Sebebi ne olursa olsun projeleri daha akılcı bir biçimde işletmesi ve denetlemesi lazım. Şimdide yine sizin topraklarınızın hemen yanında ki su havzasıyla ilgili konuşalım. Burada kurt, kuş tüm hayvanlar su içiyormuş ve boru hattı inşaatı bu su havzasını da olumsu etkileyecek sanırım. Burası da size aitmiş sanırım.
Hatice Kurt: Buraya çorak topraklar demişler ya! Burada kurumayan göl var. Ben doğduğumdan beri bu göl var. Bu göl hiç kurumaz, bilakis yağışlara bağlı olarak taşar. Buradan artezyeni 20 metre vurduğunuzda hiç bitmeyen bir su var. Çünkü altından yer altı nehri geçiyor. 20 yıl önce rahmetli babama İSKİ ekipleri bunu söylüyor. Amca buraya artezyen yapalım sen burada pirinç ek.
-Yani bu şirketin elemanları da şöyle mi diyor size. Siz bu sulak verimli topraklarda tarım yapamazsınız.
-Hatice Kurt: Evet maalesef. Burası ortadan ikiye bölüneceği için kalan yerlerde buğday ekebilirsiniz diyorlar bize. Biz toprak insanıyız. Biz hayatımızı, geçimimizi bu bu toprakla idame ediyoruz. Mecburuz bu toprağa sarılmaya. Dışardan ithal etmekle başımız göğe ermez. İlköğretimden başlayarak bilinçlendirip tarımla ilgili her detayın bu topluma öğretilmesi gerekir.
-Siz şunu söylüyorsunuz yani topraklarımızın satılmasına, devredilmesine, boru geçmesine biz izin vermiyoruz!
Hatice Kurt: Vermiyoruz, vermeyeceğiz de! Gerekirse biz canımızı ortaya koyacağız! Şimdi de Mehmet Ok’la konuşacağız.
Mehmet Bey siz de düşüncelerinizi anlatın lütfen:
Mehmet Ok Kıyıköy sakini: Biz sanki savaştaymışız gibi kendi tarlamıza tarlamız diyemiyoruz. Ben bunu çözemiyorum. Bugün tarlamıza sahip çıkamıyorsak savaşlar neden oldu bunu sormak isterim! Ben yetkililerden şunu istiyorum. Bizi kuraklığa mahkum etmesinler. 10 liraya, 5 liraya satılacak toprak yok bizde.
-Bir fırsatçılık hissettim ben de dışarıdan biri olarak. Müthiş bir sorgusuzluk var…Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bir kişiye babasından miras kalsa bu kadar rahat talan edemez. Bölgede müthiş bir sessizlik var. Bu sessizliğin birkaç anlamı var. Bir ‘’boynum kıldan ince’’ duruşu var. Bir diğer kısmı da, bilgisizliğin getirdiği bir ‘’fikirsizlik’’ boyutu… Herkeste bir lider, bir çıkış noktası arama hissiyatı var. Sizi ben bu yüzden önemsiyorum…
Kadın oluşunuz, cesaretiniz, malınıza sahip çıkmanız, dik duruşunuz…Aynen geçmişte ulusal Kurtuluş Savaşımızın verildiği günlerin heyecanını sizde hissediyorum! Ve yine söylüyorum. Sizler eksik olmayın, tüm ülkede kadınlar benzer konularda öne çıkmaya devam etsinler! Aksi takdirde bu memleketi kötü günler bekliyor. Geçmişte olduğu gibi bu kötü günleri aşmayı kadınlarımızla başardık; yine kadınlarımızla başaracağız…Yine sizlerle başaracağız!
Pembe Kurt: Bizim çocukluğumuzda Kardak kayalıkları olayı vardı. Nasıl ki Türk askeri canı pahasına oraya sahip çıktı; bizde babamızdan kalan toprağı bölmelerine canımız pahasına koruyacağız! Yetkililere sesleniyorum. Bizim toprağımızı bölmeyin! Buralar Orman arazisi. Ekilecek toprak yok. Bir avuç toprağımızı bölmeniz için sebep yok. Bu projeyi aslına uygun olarak yapın. Karakol komutanı beni nezarete atacakmış! Atsın ben nezarette de yatarım! Putin’i toprağımıza ortak etmek istemiyorum. Putin zengin olacak biz değil! Yıldız Dağları kan ağlıyor, Yıldız dağlarının kalbi kanıyor! Yetkililere sesleniyorum! Lütfen sesimizi duysunlar! Avrupa’da yollar yapılıyor, üzerinden bir tek ağaç kesilmiyor. Bu katliam neden Türkiye’ye reva görülüyor!
-Devlet burada ki yanlışı mutlaka görecek, doğruyu yanlışı ayıracaktır. Bazı taşeron firmalar farklı paralar kazanmak isteyebilirler. Bu haberle buna engel olmaya çalışacağız.
Şimdi de Kıyıköy’ün güneybatısındayız. Boru hattının Rusya’dan gelip, Trakya’nın ortalarına uzandığı hattın üzerindeyiz. Burada 25 metre denilen alan en az 40 metre var. Projenin dışına çıkıldığı çok belli!
Proje dışına çıkıldığı için çok büyük bir zarar söz konusu. Bu zarar devlete ait bir zarar, millete ait bir zarar! Bu zararın faturası zarar ettiren tarafa ne zaman, nasıl kesilecek bizler halk olarak bunu merak ediyoruz… Şimdi İsmail Özen muhtarımızdan yerle ilgili bir tespit yapmasını istiyorum.
İsmail Özen: Bu gördüğünüz boru hattı Avrupa’ya kadar gidecek. İpsala üzerinden çıkış yapacak, Yunanistan’a gidecek. Açılan alan 45 metreyi buluyor. Çıkan toprağı da taşımak yerine ormana yığıp ormanı yok ediyorlar. Burası ölçülmüş bir yer. Yaklaşık değil tam 45 metre. Şirket; alan engebeli olduğu için çoğu yerde 45-50 metreye çıkıyoruz diyor. Burada engebe nerede? Bu toprak neden ormana atılıyor? Bu katliama gerek var mı? Yazık bu ormana!
-Kesinlikle katılıyorum. Burada anayolu da kesecekler sanırım.
İsmail Özen: Bize söylendiği kadarıyla bir-iki gün kapatacaklar yolu, sonra tali yol verecekler. Tahminen yine ormanın içinden ağaç kesecekler.
Burada yine tekrar ediyorum. İktidar yetkilileri olmalı, gönlümüz bunu arz ediyor. Ama esas milletin arkasında olması gereken, bu varlıkların arkasında olması gereken devlet yetkililerinin; bu projeyle daha yakından, daha samimi olarak ve kağıt üzerinde değil bilfiil pratikte bu bölgelere gelerek tek tek değerlendirip tespit yapması gerekir. Ben bir yurttaş olarak bunu bekliyorum.
İsmail Özen: Biz bu konu ile ilgili röportajlar yaptığımızda belli bir kesim siyaset yaptığımızı söylüyor. Ben burada siyaset yapmıyorum. Burada ormanla geçinen halkın sesi oluyorum. Biz burayı peşkeş mi çekelim. Müteahhit bunu yapmış alkışlayalım mı… Benim anlatmak istediğim devlet burada proje yapmış 26 metre. 45 metreye çıktığı takdirde devletin mi suçu var? Biz devleti suçlamıyoruz, hükümeti suçlamıyoruz. Biz burada suçlu kimse cezasını çekmesini istiyoruz. Kamu malına zarar veriyorlar burada!
-Ben bir şey söylemek istiyorum. Siz burada evet siyaset yapıyorsunuz ama parti siyaseti değil. Doğal kaynaklarımızı korumak adına, çocuklarımızın geleceğini korumak adına yapıyorsunuz ben de sizi kutluyorum. Bu beldemizin 3 muhtarı olarak birlikten güç doğar noktasında verdiğiniz mücadele takdire şayan! Bu konu iyi anlatıldığı takdirde Kıyıköy halkı da bu mücadelenin arkasına geçecektir.
İsmail Özen:
Biz de size teşekkür ediyoruz bizim sesimiz olduğunuz için.
——————–
Şimdi de Kıyıköy’lü, Sınırlı Sorumlu Kalkınma Kooperatifi Başkanı Samet Ayan ile konuşacağız.
Samet Ayan Sınırlı Sorumlu Kalkınma Kooperatifi Başkanı: Ben kooperatifi bundan 10 gün önce teslim aldım. Burada görülen alanda 26.5 metre kesimi ilk biz yaptık. İmkanlar el vermediği için işi bıraktık. Son durum ortada zaten. 26.5 metre ile başladı, 55-60 metreye kadar çıktı. (Açılan alan) Burası Zile- Sülüklü göl mevkii olarak geçiyor. Burada yüzyıllara dayana bir kaynağımız vardı. İçme suyu. O kaynağımız da ne amaçla kimler tarafından kaldırıldı bilmiyoruz.
-Yani bu suyun çeşmesi mi vardı nasıldı?
–Samet Ayan:Taşın içinden çıkıyor, aka aka kenarları oyulmuş.
-Bu bölgeler Kıyıköy ve Vize eski yıllarda önemli kentler, yerleşim yerleriymiş. Kıyıköy’ün de o günkü yönetimler döneminde ‘’Darphane’’ olduğu ifade ediliyor. Bu kazıların geçtiği yerlerde bir takım alt değerler, hazineler olduğu ifade ediliyor. Sizin de kulağınıza geldi mi?
-Samet Ayan: Evet duyuyoruz. Kazı yerlerini mesela mağaranın etrafını çevirip kimseyi sokmadan kazı yapıyorlar. Jandarma veya her hangi bir güvenlik görevlisi olmadan kendi bildiklerine göre kazıya devam ediyorlar.
-Peki buraya Jandarma vakıf mı? Jandarmanın denetiminde olmadan mı yapılıyor bu kazı? Bu önemli bir sorun! Peki siz buradaki ağaç kesim işini kimden alıyorsunuz?
-Samet Ayan: Orman işletmesinden alıyoruz. Orman işletmesi bizi yönlendiriyor, biz de sitan karşılığında alıyoruz kesimi yapıyoruz 26.5 metre üzerinden. Kesimi aldık, gücümüzün el verdiği yere kadar kestik. İmkanlar sağlansaydı bu halkımıza bir gelir olarak dönerdi.
– Peki başkanım 26.5 metre dışındaki alanla ilgili Orman İşletmesinin her hangi bir açıklaması oldu mu size?
–Samet Ayan: Tutanak tutulduğunu söylüyorlar!
-Siz şahit oldunuz mu?
–Samet Ayan: Ben görmedim.
-Peki bu işi ilk aldığınız noktada aranızda bir anlaşma veya mukavele yaptınız mı yazılı olarak?
– Samet Ayan: Hayır tamamen söze dayanıyor.
-Peki başkanım demin ‘’sitan’’ dediniz bunu herkes bilmeyebilir. Değer-Bedel nasıl belirleniyor? 1 metre yüksekliğinde, 1 metre uzunluğunda olanı istif yapıyoruz. Ölçüm ona göre yapılıyor. 42 liradan ödeme alıyoruz.
-Yol kenarında gördüğümüz istifleri hacim olarak belirliyorsunuz.
Samet Ayan:1metrekare gibi düşünün 42 liradan değerlendiriyoruz.
-Peki sizden önce gelişen bir konu ile ilgili bir sorum olacak. Kooperatifin sizden önceki başkana, inşaatı yapan mevcut sirket ya da şirketleri 15 tane el motoru keme motoru hediye edildiği söyleniyor. Doğru mu bu?
– Samet Ayan: Doğrudur.
-Peki kayıtlarda bu 15 makine sabit görünüyor mu?
–Samet Ayan: Görünüyor.
-Bilemezsiniz ama aynı konumda olduğunuz için soruyorum. Şirket durup dururken neden 15 makine alsın? Bir makinanın değeri ne kadar bu gün?
–Samet Ayan: 3.200-3300 tl civarında.
-3.000 Tl bile olsa 45.000 Tl yapıyor.
-Peki çok teşekkür ediyorum.
Bu konu gerçekten haddini aşmış durumda. Ve bunun karşısında susanları Allah’a havale ediyorum.
Böyle durumlarda çok önemli söylemleri olan kişiler vardır. Tanrı nerde denildiğnde göremezsin, bulamazsın ya!
Aslında Tanrı bunların hepsi… Bunu yok ediyor benim insanım.
Benim TEMA temsilcisi olduğum dönemde TEMA olarak Kaz Dağları mücadelesine başlamıştık. Son dönemde tam bir ağaç katliamına dönüştü.
Kamuoyu yaratmak çok önemli. Aynen bizim yapmaya çalıştığımız gibi. Kamuoyu basın, medya olmasaydı Kaz Dağları asla yansımazdı özellikle de bu dönemde. Kaz Dağlarında 200.000 ağaç kesildi. Tabii ki çok önemli bir sayı. Bu projeyle ilgili olarak en başta söylenen 1.600.000 civarı ağacın kesilmesi söz konusuydu. Bu konuya dikkat çekmek istiyorum. Kaz Dağlarında 200.000 ağaç katledilmişi ki, bu öyle ne olacak dikeriz 200.000 ağaç diyerek çözülecek bir mesele değil. Doğal ormanla dikilmiş orman arasında olağanüstü bir fark var. Burada 1.650.000 ağaç… İçler acısı bir durum.
-Samet Ayan:
Yapılan istatistiklere göre göre su ana kadar kesilen ağaç 2.000.000 ağacı geçti.
–Samet Ayan: Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 26 metre denilen alanı ormanın çoğu yerinde 150-200 metreye kadar çıkardılar. Bu ormanı dikerek yeniden yapamazlar. 50 yıl beklemek lazım.
-Başkanım şöyle bir hwsap yapabilir miyiz. 26.5 metreye 2.000.000 ağaç. Bu 40 metrede yani hemen hemen 15 metre fark var. Bu hemen hemen 3.500.000 ağacın kesileceği demek olabilir mi?
– Samet Ayan: Evet
-Bu gerçekten içler acısı bir durum. Yani biz 3.5 milyon ağaç kestik, 5.5 milyon ağaç dikeriz demeyle düzelecek bir durum değil. Eski doğallığına dönebilmesi için en az 50 yıl geçmesi lazım ki, bence 50 yıl bile yeterli değil. Benim doğal ormanlarım var demenin karşılığı minimum 80-90 yıl.
–Samet Ayan: 50 yılda biz bu ormandan faydalanamayız. Sadece yaprak açar yeşilliği görebiliriz. Ne zaman faydalanırız onu bilmiyoruz. Çünkü toprağın yapısı dahi bozuldu. Toprak altta kaldı, taş üste çıktı. Taşın üstünde ağaç büyür mü?
– Ömer Güven: Burada Yaşam bitti!.
-Dur bakalım ne olacak demeyen , halkının ve topraklarının hakkını bu güne kadar her zaman ve her yerde vermiş olan devletin bu gün ve gelecek adına meseleye bu gün itibarı ile el koyması adına hep birlikte çağrıda bulunuyoruz.
Değerli büyüklerimiz, bu konuda en kısa zamanda gereği neyse yapmanızı bekliyoruz. Burada muhtarlarımız ve kooperatif başkanımız ve ben Kıyıköy halkı adına bu talebi yenilemiş oluyoruz. Ve kesinlikle sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere altındaki 600 vekil bakın ayırmadan konuşuyorum bu konuya el atmak zorundasınız.
– Saygılarımızla.”
Hakan Dedeoğlu

KAYNAK: Hasan Girgin



